Bazı kitaplar okunur. Bazı kitaplar okunur ve sonra tekrar okunur. Bazı kitaplar öylece kitaplıkta durur. Bazı kitapların ise altını çizdiğiniz paragrafları tekrar tekrar okunur. İşte tekrar tekrar okuduğum “mahrem” paragraflarından bazıları:
Çocukluğun arka bahçesi vişne ekşisi tadındadır.
Hatırlamak, bayramlık elbiselerde leke bırakır.
Oysa her şeyi unutmak kabildir. İyidir unutmak, göz temizliğidir. İnsan unutunca ve unuttukça, bir kedi gibi kendi kabahatinin üzerini örtebilir. Yeter ki hafıza üşüsün. Ne zaman mevsimlerden kış, olanca beyazlığına rağmen kara diye anılacak kadar zorlu geçse, yakacak bulmak için kömürlüğe inmek gerekir. Kömürlüğün çıraları, odunları ve kömürleri, hatıralardan mürekkeptir. Kolay tutuşur hatıra çıraları; onlar tutuştukça, hafızanın kim bilir hangi vakitte, kim bilir nerede dona kalmış damarlarına kan yürür. Çıralardan çıkan kesif duman göz yaşartır gerçi ama iyidir ağlamak. Ağladıkça temizlenir gözbebeği, arınır. Ağladıkça, kireç, katran ve balçık; çalı çırpı, börtü böcek ve toz toprak akıtır. Akıttığı kömür tozları, savatlanmış yollar çizer gümüşi teninin üzerinde. Geceyi andırır. Ve ne büyük bir tesellidir gece, nasıl da güzeldir. Güzelliğini nakşader karanlığa, tıpkı bir simkeş gibi sırma tellerini çeke çeke.(249)
Aşk bir korsedir. Niye bu kadar kıymetli olduğunu anlayabilmek için haddinden fazla şişman olmak gerekir. Senebesene katman katman çoğalmış, vıcık vıcık yayılmış, pelte pelte yığılmış yağları sarıp sarmalar, hizaya sokar. Ve sonra da geçip karşısına kendi eserinin, seyrine bakar kudretinin. Aşk bir hayal taciridir. Kıyıda köşede kartlaşmış hayalleri çekip çıkartır, yıkayıp paklar, allayıp pullar ve terütaze sıfatıyla sahibine kakalar. Aşk insanı güzelleştirir. Görüntülerle oynar pervasızca; yanı sıfatlarla, yanı aynalarla. Küskünleri aynalarla barıştırır, yalnızları aynalarda çoğaltır.
Aşk bir korsedir. Gün gelir hiç beklenmedik bir yerde, hiç beklenmedik bir anda atıverir çıtçıtlarından biri yahut çözülüverir iplikleri. Neler olup bittiğine vakit kalmadan, korsenin cenderesinden kurtulan yağlar sürü sepet dışarı çıkmıştır çoktan. O keşmekeşte, göz açıp kapayıncaya kadar eski haline dönüverir gövde. Aşk bir korsedir. Niçin bu kadar kısa sürdüğünü anlayabilmek için haddinden fazla şişman olmak gerekir… (269)
Ne kadar kusarsak kusalım, yediğimiz pastadan geriye en az bir lokma kalır midemizin kuytusunda; ne kadar şişersek şişelim, kaç kazan süt içersek içelim, paçamıza yapışıp havalanmamıza müsaade etmeyen bir ağırlık gibi. Ve ne denli titiz olursak olalım, her göz temizliğinde halının altına saklanmış bir süprüntü kalır daima; unutmadığımız, unutturulmadığımız bir hatıra. Hep bir şeyler kalır. Bir şeyler hep eksik kalır. (270)
Elif Şafak…
“Yine yaptın yapacağını” demek geliyor içimden.
Anlattıkça anlattı. Okudukça okudum. Sonununun buraya varacağını beklemiyordum. İhsan Oktay Anar’ın Puslu Kıtalar Atlası’nı bitirdiğimde de istediğim şeyi istedim. Kitabı baştan okumayı. Ama yapamadım; bittiğinde baştan okumak isteyeceğim daha nice kitap olmalı.